Tasavvuf nedir?

  • Yayın tarihi:
  • Yazar: Berranur Öztürk
  • 0

‘Tasavvuf’ kelimesi yün elbise giymek anlamına gelir.
Yün anlamına gelen ‘Suf’ kelimesinden türediği söylenmektedir.
Zirâ eskiden yün elbise giymek züht âlameti ve fakirlik emâresi sayılırdı.
Ashâb-ı Suffe de yün elbise giyerdi ve ilim öğrenerek İslâm’a hizmet ederlerdi.
Bu kelimeden de oluşmuş olabileceği söylenir.
Genel olarak ‘durulaşmak, sadeleşmek’ mânâlarına gelir.

Sıkça duyulan ‘Sûfi’ ve ‘Mutasavvıf’ kelimeleri bu yolda ilerleyen, dünya hayatından çok ahiret hayatı için çalışan ve nefsini terbiye edenlere denir.
Bu yola gönül verenler, İlâh-i Aşk’a ulaşmak için çabalarlar. 
 
Tasavvuf tıpkı Fıkıh, Tefsir gibi İslâm ilimlerinden biridir. 
Allah’a yaklaşmayı ve ahlâki dünyamızı güzelleştirmeye yönelik bir kalp ilmidir. 
İslâm’da kalp temizliği son derece mühimdir, zirâ Efendimiz s.a.v “Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi olursa bütün vücut iyi olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.” buyurmuştur. (Buharî, İman, 39)”
 
Biz namazlarımızı hûşû içinde kılamıyorsak, yaptığımız ibadetlerden lezzet alamıyorsak, Kur’ân-i Kerim okurken kalbimiz titremiyorsa, ‘Allah’ derken yüreğimizde değişik duygular hissedemiyorsak, kalbimiz hastalıklıdır.
İşte Tasavvuf ilmi, kalbimizi bu mânevi hastalıklardan kurtarmayı, ruh olgunluğunu sağlamayı ve Allah aşkını kalbimizde hissedip, dünyevîleşmeyi engellemeyi hedefler. 
 
‘’Onlar Allah’ı, Allah onları sever.” (Mâide/54) Âyet-i kerîmesi Tasavvuf’un temelini oluşturur. Sûfiler Cenâb-ı Hakk’ı layıkıyla sevebilmek için nefslerini bolca ibadet ve zikir ile terbiye ederler.
Sünnet’te olduğu gibi az uyur, az yer ve az konuşurlar.
Zaten Tasavvuf Kuran ve Sünnet’i asıl alır. Tasavvuf’un kurucusu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’dir. 
 
Kısaca konuyu açıklamamız gerekirse, Peygamberimiz’in hayatına baktığımız zaman, görevlerini üç başlık altında toplamamız mümkündür :
1- Tebliğ / Peygamberlik (İlim)
2- Devlet Başkanlığı (Siyâset)
3- Seyr-i Sülûk (Tasavvuf) 
İşe ilk önce insanların yüreklerini temizlemek ile başladı, zirâ vâhiy de ilhâm da kalbe gelir. Onlara her daim öğütlerde bulundu ve Hadis-i Şeriflerinde kalp temizliğinin önemini çok kez vurguladı. 
 
Peygamberimiz’in vefâtından sonra gelen Hûlefâ-i Râşidin (dört büyük Sahâbe) Peygamberimiz’in bu üç vazîfesini kâmilen ifâ ettiler. 
Râşid Hâlîfelerden sonra tek başına bir devlet adamı bu görevlerin hepsini üstelenemeyence, görevlerde bir bölünme meydana geldi. 
Fâkihler ve âlimler İlim görevini,
Devlet adamları dîni hükümleri her alanda uygulayarak Siyâset görevini,
Mürit ve velîler Ruhları terbiye ederek Tasavvuf görevini üstlendiler.
 
İslâm’ın ilk döneminde ki İnsanlar’ın çoğu Araptılar, dolayısıyla Kur’ân-i Kerîm’i anlamakta zorluk çekmiyorlardı. 
Fakat sonradan farklı milletlerin de İslâm’ı kabul etmeleriyle beraber, onlara dîni hükümleri öğreten yol göstericilere ihtiyaç duyuldu.
 
Kısacası Tasavvuf Peygamber Efendimiz s.a.v’e dayanmaktadır ve O’nun ahlâkını merkeze almaktadır.
Tasavvuf cemaat olarak birleşip, kaybolmamayı ve boşta kalmamayı sağlar. Çoşkulu bir şekilde ibadet edip, İslâm’ı her zerresi ile yaşamayı hedefler. 
 
Bu hakikati değiştirip, ümmeti dünyevileştirmek için Tasavvuf’a farklı isnat merkezleri arıyorlar, farklı din ve medeniyetlere dayandığını söylüyorlar. 
Tasavvuf, Materyalizm’in en büyük düşmanıdır. Bunu bildikleri için tekkelere ve dergâhlara Tasavvuf ile yakından uzaktan ilgisi olmayan, içki içen, kumar oynayan kadınlı-kızlı ortamlarda bulunan sözde ‘Şeyhleri’ yerleştirdiler.
Ve bu Proje adamlarını gazetelerde ve Televizyonlarda boy boy göstererek bu ümmetin, bu milletin insanlarını tarikata, dergâha, sûfilere düşman ettiler. 
Çünkü eğer dinin verâ damarı çatlarsa, her şeyin yıkılacağını, ahlaksız nesillerin yetişeceğini çok iyi biliyorlardı...  
 
Toplumumuzda ki rûhi bulanımların temelinde Tasavvuf ve büyük velîlerden mahrûmiyet var. 
Her ne kadar günümüzde ehl-i sünnet çizgisinde, her hangi bir maddi çıkar gözetmeyen, tek derdi Cenâb-ı Hakk’ın rızası olan Şeyhler az olsalar da, onlar hâlâ var. 
İşte onlara sımsıkı sarılmalı...
 
(Tasavvuf’u merak eden ve öğrenmek isteyenlere Sufi Yayınları’nın kitaplarını öneririm. Âlimlerimizin, Allah dostlarının o kıymetli rûha şîfâ veren eserlerini okumak, bizlere çok şey katacaktır biiznillâh.) 

Yorumlar

Yorum yazan ilk siz olun...

Yorum bırakın
* E-posta adresinizi yayınlanan olmayacaktır.